Hormon Tedavisi Nedir? (MTF ve FTM Hormon Tedavisi)

Hormon Tedavisi Nedir
Doktor Onaylı İçerik

Bu yazı Doç. Dr. Burak Sercan Erçin tarafından kaleme alınmış ve klinik deneyime dayanmaktadır. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı; güncel tıbbi literatür ve kişisel operasyon verilerine göre hazırlanmıştır. Tıbbi karar almadan önce konsültasyon önerilir.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin
Doç. Dr. Burak Sercan Erçin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Cinsiyet uyum süreci; tıbbi, psikolojik ve cerrahi boyutlarıyla bir bütündür. Ancak bu bütünün temel taşlarından biri belki de en görünür olanı hormon tedavisidir. Hormon tedavisi, kişinin biyolojik cinsiyetiyle hissettiği cinsiyet kimliği arasındaki uyumsuzluğu azaltmak amacıyla uygulanan, düzenli takip ve kişiye özel planlama gerektiren tıbbi bir süreçtir. Yüz feminizasyonu ya da mastektomi gibi cerrahi adımların öncesinde, çoğu zaman çok daha uzun soluklu bir süreç olan hormon tedavisi, yıllarca hatta yaşam boyu devam edebilir.

Klinik pratiğimde sıkça karşılaştığım bir gerçek var: Hastalar, hormon tedavisine başlamadan önce “Ne zaman değişim başlar?”, “Hangi ilaçlar kullanılır?”, “Cerrahi ile ilişkisi nedir?” gibi sorularla çok fazla belirsizlik içinde geliyor. Kamuya açık bilgi bolluğuna karşın, güvenilir ve tıbbi temelli Türkçe içerik oldukça sınırlı. Oysa doğru bilgi; beklenti yönetimi, tedaviye uyum ve uzun vadeli sağlık açısından belirleyici bir rol oynar.

Bu kapsamlı rehberde, MTF (male-to-female / erkekten kadına) ve FTM (female-to-male / kadından erkeğe) süreçlerini ayrı ayrı ele alacak; her iki sürecin temel prensiplerini, kullanılan ilaç gruplarını, beklenen fiziksel değişimleri, izleme parametrelerini ve uzun vadeli sağlık değerlendirmesini klinik bir bakışla aktaracağım.

Hormon Tedavisine Başlamadan Önce: Temel İlkeler

Her hormon tedavisi protokolü, iki temel hedefe dayanır. İlk hedef, kişinin doğumsal cinsiyetine ait hormon üretimini baskılamaktır. İkinci hedef ise onaylanan cinsiyet kimliğine uygun hormon düzeylerini fizyolojik sınırlar içinde sürdürmektir. Bu iki hedefe ulaşmanın yolu, her hastada farklı bir hat izler; çünkü anatomik yapı, yaş, eşlik eden sağlık durumları ve kişisel öncelikler, tedavi planını doğrudan etkiler.

Endocrine Society ve WPATH (World Professional Association for Transgender Health) gibi uluslararası otorite kuruluşların yayımladığı kılavuzlar, hormon tedavisinin multidisipliner bir değerlendirme süreciyle psikiyatri, endokrinoloji ve ilgili cerrahi branşlarla birlikte planlanması gerektiğini vurgular. Ayrıca tedaviye başlamadan önce, kişinin üreme sağlığı ve fertilite korunması konusunda da bilgilendirilmesi son derece önemlidir; zira hormon tedavisi bu işlevleri kalıcı ya da geçici olarak etkileyebilir.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin
Doç. Dr. Burak Sercan Erçin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi
Bugün müsait
500+ başarılı operasyon
EBOPRAS sertifikalı
~15 dk yanıt süresi
Ön görüşme ücretsizdir · Bilgileriniz KVKK kapsamında gizli tutulur.

Realist bir beklenti yönetimi de sürecin ayrılmaz parçasıdır. Hormon tedavisi bir “anında dönüşüm” mekanizması değildir. Bazı değişimler haftalar içinde gözlemlenir; diğerleri iki ila dört yılı kapsayan bir zaman dilimine yayılır. Bu zaman çizelgesini anlamak; motivasyonu korumak, gereksiz endişeleri azaltmak ve gerçekçi hedefler belirlemek açısından oldukça değerlidir.

MTF (Erkekten Kadına) Hormon Tedavisi: Feminizasyon Süreci

MTF Tedavisinin Farmakolojik Temeli

MTF hormon tedavisinin temelini iki bileşen oluşturur: östrojen ve antiandrojen. Östrojen, feminen fiziksel özelliklerin gelişimini desteklerken, antiandrojen endojen testosteron üretimini ya doğrudan ya da hipotalamik-hipofizer aks üzerinden baskılar.

Östrojenler

Güncel klinik pratikte tercih edilen form, biyoidentikal 17β-estradiolüdür. Kullanım yolları arasında oral, transdermal (yama veya jel formunda), sublingual ve intramüsküler enjeksiyon yer alır. Oral yol, erişilebilirliği nedeniyle sık tercih edilse de karaciğerden geçişi artıran östrojen metabolitlerinin birikmesine yol açabilir. Transdermal yol, özellikle tromboembolik risk faktörü taşıyan bireylerde sigara kullananlar, koagülopatisi olanlar, ileri yaş grubundakiler ön plana çıkar. İntramüsküler enjeksiyon ise hormonu doğrudan sistemik dolaşıma katarak karaciğer yükünü azaltır; ancak enjeksiyon aralıklarında hormon düzeylerinde belirgin dalgalanmalar gözlemlenebilir.

Başlangıç dozu genellikle düşük tutulur; ardından birkaç ayda bir değerlendirmelerle hedef aralığa kademeli olarak ulaşılır. Uluslararası kılavuzların önerdiği takip hedefi, serum estradiol düzeyini premenopozal kadın aralığında (yaklaşık 100–200 pg/mL) tutmak ve testosteron düzeyini kadın referans aralığına indirmektir (30–100 ng/dL).

Antiandrojenler

En yaygın kullanılan antiandrojen spironolaktondur. Hem aldosteron antagonisti olarak diüretik etki gösterir hem de androjen reseptörlerini bloke eder. Takip sırasında potasyum düzeyleri düzenli olarak izlenir. Bir diğer seçenek siproteron asetat olup androjenik etkiyi güçlü biçimde baskılar; ancak her ülkede eşit erişilebilirlikte değildir. GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon) analogları, testosteron üretimini pitüiter düzeyde baskılayan ve özellikle gonadektomi öncesinde güçlü bir testosteron supresyonu sağlayan ajanlardır. Gonadektomi yani orşiektomi gerçekleştirildikten sonra antiandrojen kullanımı genellikle sonlandırılabilir; bu da ilaç yükünü ve ilişkili riskleri azaltır.

Progestinler

Literatürde tartışmalı bir alan olmakla birlikte, bazı klinisyenler progestinleri meme gelişimi, duygudurum dengelenmesi ve libido üzerindeki olası katkıları nedeniyle rejimlere ekler. Kanıt tabanı henüz yeterince güçlü değildir; karar, hastanın klinik tablosu ve kişisel tercihleri gözetilerek bireysel düzeyde verilmelidir.

MTF Sürecinde Beklenen Fiziksel Değişimler ve Zaman Çizelgesi

Feminizasyon süreci tek bir noktada başlayıp bitmez; doku ve organ sistemlerine göre değişen bir zaman çizelgesi izler.

Tedavinin ilk haftaları ile ilk iki ayı arasında cilt yapısında yumuşama ve yağlanma örüntüsünde değişim gözlemlenir. Testis hacminde küçülme ve sertleşme yetisinde azalma görece erken dönemde başlayabilir. Meme dokusu hassasiyeti ve areola bölgesinde dolgunluk hissi de bu dönemde ortaya çıkan belirtiler arasındadır.

İlk üç ila altı ay içinde vücut yağ dağılımı yeniden şekillenmeye başlar; kalça, uyluk ve karın bölgesinde daha feminen bir kontur oluşur. Kas kütlesinde ve gücünde belirgin azalma gözlemlenir. Meme gelişimi hız kazanır; ancak tam potansiyeline ulaşması iki ila üç yılı bulabilir.

Bir ila iki yıllık periyotta cilt tüylerinde incelme ve seyrelme yaşanır; ancak yüz ve vücut kıllanmasının tamamen yok olması nadirdir ve lazer epilasyon gibi ek yöntemler gerektirebilir. Erkek tipi saç dökülmesi duruyorsa zaman içinde sınırlı ölçüde toparlanma olabilir. Ses tonu hormon tedavisiyle değişmez; bu, FTM sürecinden temel ayrışma noktalarından biridir. Ses feminizasyonu için ayrı cerrahi ya da ses terapisi gerekir.

Hormonal baskılama sürdürüldüğü sürece cinsel istek değişir; bu kişiden kişiye farklılık gösterir ve mutlaka olumsuz bir deneyim olarak tanımlanamaz.

MTF Sürecinde İzleme ve Tarama

Endocrine Society kılavuzları, tedavinin ilk yılında her üç ayda bir kan testleri yapılmasını, ardından yılda bir ila iki kez izleme yapılmasını önerir. İzlenen parametreler arasında serum estradiol, total testosteron, prolaktin ve trigliserid düzeyleri öne çıkar. Spironolakton kullananlar için potasyum ve böbrek fonksiyon testleri ayrıca takip edilir.

Uzun vadeli taramalar açısından, östrojen tedavisinde meme kanseri ve prostat kanseri taramaları, kişisel risk profili doğrultusunda planlanır. Kemik mineral yoğunluğu değerlendirmesi, osteoporoz riski olanlarda veya gonadektomi sonrası hormon düzeyleri düşük tutulanlarda önem kazanır. Kardiyovasküler risk faktörleri kan basıncı, açlık lipidleri, glukoz metabolizması de periyodik olarak değerlendirilmelidir.

FTM (Kadından Erkeğe) Hormon Tedavisi: Maskülinizasyon Süreci

FTM Tedavisinin Farmakolojik Temeli

FTM hormon tedavisi, MTF rejimine kıyasla farmakolojik açıdan daha tekdüzedir. Temel ajan testosterondur ve tek başına kullanıldığında hem endojen östrojen üretimini baskılama hem de maskülinizasyon sürecini başlatma açısından çoğu hastada yeterlidir.

Testosteron Preparatları

Kullanım yolları arasında intramüsküler ya da derin subkütan enjeksiyon, transdermal jel veya yama yer alır. İnjektabl testosteron sipinonat ya da enanthat formları, genellikle iki haftada bir ya da daha sık aralıklarla uygulanır; düzey izleminde enjeksiyon öncesi trog (tükenen) değeri ve enjeksiyon sonrası pik değeri birlikte yorumlanır. Transdermal jel daha stabil hormon düzeyleri sağlar; ancak cilt-cilt temasıyla başkalarına inadvertent transfer riski nedeniyle uygulama alanının kapatılmasına özen gösterilmelidir.

Klinik hedef, serum testosteron düzeyini cisgender erkeklerin fizyolojik aralığında “300 ila 1000 ng/dL” tutmaktır. Suprafizyolojik dozlardan kaçınılır; zira bu düzeyler karaciğer yüküne, polistemi riskine ve diğer metabolik komplikasyonlara zemin hazırlayabilir.

Menstrüasyon Yönetimi

Testosteron tedavisi çoğu hastada birkaç ay içinde menstrüasyonu durdurur; ancak bu yanıt kişiye göre değişir. Uzayan vajinal kanama sürecinde progesteron desteği ya da endometrial ablasyon değerlendirilebilir. GnRH analogları, testosterona başlamadan önce menstürasyonu durdurmak amacıyla da kullanılabilir.

Fertilite

Uzun süreli testosteron tedavisi ovaryan fonksiyon üzerinde belirsiz etkiler yaratır. Polikistik over görünümü ile ilişkili raporlar mevcut olsa da testosteron kesildikten sonra gebelik gerçekleşen vakalar da bildirilmiştir. Tedaviye başlamadan önce üreme sağlığı danışmanlığı ve gerektiğinde oosit ya da embriyo dondurma seçeneklerinin görüşülmesi önemlidir.

FTM Sürecinde Beklenen Fiziksel Değişimler ve Zaman Çizelgesi

Maskülinizasyon süreci de kademeli ilerler ve değişimlerin bir kısmı tedavinin ilk haftaları içinde başlarken, bir kısmı ancak yıllar içinde olgunlaşır.

Tedavinin ilk bir ila üç ayında klitoral büyüme (kliteromegali) dikkat çeken erken değişimlerden biridir. Cilt yağlanmasında artış ve akne gelişimi bu dönemin klinik özelliklerindendir. Vajinal kuruluk da görece erken dönemde ortaya çıkabilen ve cinsel sağlığı etkileyen bir bulgudur.

Üç ila altı ay arasında ses kalınlaşması başlar ve ilerleyen aylarda giderek derinleşir; bir kez gerçekleşen ses kalınlaşması hormon kesilse dahi geri dönmez. Vücut kıllanmasında artış bacaklar, kollar, kasık ve karın bölgeleri belirginleşir. Yüz kıllanması daha yavaş gelişir; tam olgunlaşma birkaç yılı kapsayabilir. Kas kütlesinde artış ve vücut kompozisyonunun erkek tipine dönüşümü bu dönemde ivme kazanır.

Bir ila iki yılda yüz hatları sertleşir; çene ve alın yapısı daha angular görünüm kazanabilir. Genetik yatkınlığı olan bireylerde androjenik alopesi erkek tipi saç çizgisi geri çekilmesi ya da saç incelmesi gözlemlenebilir. Klitoral büyüme kısmen platoya ulaşır; ancak bu süreç kişiden kişiye farklılık gösterir.

FTM Sürecinde İzleme ve Tarama

Testosteron tedavisinin ilk yılında üç ayda bir serum testosteron düzeyi ölçülür; ardından yılda bir ila iki kez izleme planlanır. Hematokrit ve hemoglobin değerleri, polistemi riskini değerlendirmek açısından düzenli olarak takip edilir. Karaciğer fonksiyon testleri ve lipid profili de periyodik değerlendirme listesindedir.

Uzun vadede, overleri ve uterusu olan FTM bireylerin, bu organlarla ilgili kanser taramaları için uygun aralıklarla değerlendirilmesi gerekir. Meme kanseri riski açısından, mastektomi yapılmamış bireylerde tarama önerileri devam eder. Kemik sağlığı takibi, gonadektomi sonrası hormon yetersizliği yaşanma riskine karşı önem kazanır.

Hormon Tedavisi ve Cerrahi: İlişki Nasıl Kurgulanmalı?

Hormon tedavisi ve cinsiyet uyum cerrahisi çoğu zaman birbirini tamamlayan ama birbirinden ayrı planlanması gereken süreçlerdir. Klinik yaklaşım açısından belirtmek gerekir ki, cerrahi müdahalenin zamanlaması, hormon tedavisine başlanma tarihinden ve kişinin psikolojik, sosyal hazırlık düzeyinden bağımsız değildir.

MTF bireyler için vajinoplasti gibi genital rekonstrüksiyon ameliyatları öncesinde genellikle belirli bir hormon tedavisi süresi beklenir. Bu süre, dokunun cerrahiye hazırlığını cilt elastikiyeti, perineal doku miktarı ve genel sistemik uyumu etkiler. Aynı zamanda, feminizasyon sürecinin yeterli ilerlemiş olması, kişinin cerrahi sonrası beden algısıyla daha uyumlu bir sonuç elde etmesini kolaylaştırır. Yüz feminizasyonu (FFS) gibi işlemler ise hormon tedavisinden bağımsız olarak herhangi bir aşamada planlanabilir; ancak yüz dokusundaki hormonal değişimlerin büyük ölçüde tamamlanması, nihai cerrahi hedeflerin daha doğru belirlenmesini sağlar.

FTM bireyler için mastektomi – chest masculinization surgery – çoğu zaman diğer cerrahi adımlardan önce tercih edilen ilk cerrahi müdahaledir. Hormon tedavisinin başlanmış olması yasal ya da tıbbi bir ön koşul olmayabilir; ancak başlangıç dozlarında meme dokusunda gözlemlenen değişimler, cerrahi planlamayı etkileyebilir. Falloplasti gibi genital rekonstrüksiyon ameliyatları ise son derece özel bir planlama gerektiren, multidisipliner değerlendirme içeren karmaşık süreçlerdir.

Her iki grup için ortak bir prensip geçerliliğini korur: Cerrahi, hormon tedavisinin “tamamlandığı” bir son noktaya göre değil; kişinin tıbbi, psikolojik ve sosyal hazırlık durumuna göre zamanlanır. Uluslararası kılavuzlar, cinsiyet uyum cerrahisine karar verilmesinde hem endokrin hem de ruh sağlığı uzmanlarının ortak değerlendirmesini önerir.

Uzun Vadeli Sağlık ve Yaşam Kalitesi

Hormon tedavisi, kısa vadeli değişimlerin ötesinde uzun vadeli sağlık yönetimi gerektiren bir süreçtir. Kardiyovasküler risk, kemik metabolizması, metabolik parametreler ve kanser riski; hormon tedavisindeki tercihler ve düzeylerle doğrudan ilişkilidir.

MTF bireyler için östrojen kullanımının venöz tromboembolizm riskiyle ilişkili olduğu geniş kohort çalışmalarında bildirilmiştir. Bu risk, özellikle sentetik östrojenlerle etinilestradiol gibi belirgin biçimde yüksekken, biyoidentikal estradiol ile çok daha sınırlı düzeyde kalmaktadır. Meme kanseri riskinin cisgender kadın düzeyine yakınsayabileceğine dair güncel kohort verileri, periyodik meme taramasını gerekli kılmaktadır.

FTM bireyler için testosteronun polistemi, insülin direnci artışı ve karaciğer fonksiyonları üzerindeki etkileri izlenmesi gereken parametreler arasındadır. Öte yandan, maskülinizasyon sürecinde kardiyoprotektif etkiler de gözlemlenebilir; HDL kolesterol düzeylerinde değişim bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Her iki cinsiyet uyum grubunda da psikolojik iyilik hali, tedaviye uyum ve yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir rol oynar. Geniş kapsamlı araştırmalar, uygun koşullarda yürütülen hormon tedavisinin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini ve cinsiyet disforisi belirtilerini azaltmaya katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Hormon Tedavisinde Sık Karşılaşılan Sorular


Hormon tedavisi ömür boyu mu sürer?

Çoğu birey için evet. Gonadektomi yapılmışsa, yeterli östrojen ya da testosteron düzeyinin korunması hem fiziksel hem de kemik–kardiyovasküler sağlık açısından gereklidir. Gonad korunmuş bireylerde tedavi kesildiğinde endojen hormon üretimi zaman içinde yeniden başlayabilir.

Başka ilaçlar ya da hastalıklar hormon tedavisiyle etkileşime girer mi?

Evet. Antikoagülanlar, bazı psikiyatrik ilaçlar ve karaciğer metabolizmasını etkileyen ilaçlar, hormon rejimini etkileyebilir. Hormon tedavisi başlatmadan önce tüm mevcut ilaçların ve kronik hastalıkların kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Yurt dışından temin edilen hormonlar kullanılabilir mi?

Klinik açıdan bakıldığında, bu tercih ciddi güvenlik riskleri barındırır. İlaç kalitesi, doz doğruluğu ve içerik güvencesi olmaksızın kullanılan preparatlar, beklenmedik hormonal dalgalanmalara, kontaminasyon riskine ya da doğru doz takibinin imkânsızlaşmasına yol açabilir. Doğru kaynaklardan ve reçeteyle temin edilen preparatlarla yürütülen, izleme altındaki bir tedavi süreci, kısa vadede daha zahmetli görünse de uzun vadede güvenlik açısından tartışmasız üstündür.

Cinsiyet uyum sürecinde cerrahi zorunlu mudur?

Hayır. Hormon tedavisi ile cerrahi birbirini tamamlayan fakat birbirini zorunlu kılmayan adımlardır. Bazı bireyler yalnızca hormon tedavisiyle anlamlı bir uyum deneyimi yaşarken, bazıları birden fazla cerrahi adımı tercih edebilir. Her karar, kişinin kendi hedefleri, anatomisi ve sağlık durumu çerçevesinde şekillenir.

Cinsiyet Uyum Sürecinde Hormon Tedavisini Doğru Yönetmek

Hormon tedavisi, cinsiyet uyum sürecinin tıbbi omurgasını oluşturur. MTF bireylerde östrojen ve antiandrojen kombinasyonuyla yürütülen feminizasyon süreci; FTM bireylerde ise testosteron temelli maskülinizasyon süreci, her ikisi de kişiye özgü değişkenlerin yönetildiği, dikkatli bir klinik takip gerektiren protokollerdir.

Bu süreçte en sık yapılan hata; hormon tedavisini, tıbbi denetim dışında, standart bir “protokol listesi” gibi uygulamaya çalışmaktır. Oysa başlangıç dozu, ilerleme hızı, ilaç seçimi, izleme sıklığı ve cerrahi planlama —hepsi birbiriyle bağlantılıdır ve hepsi kişiye özeldir. Güvenli, etkili ve sürdürülebilir bir hormon yönetimi, salt “doğru ilaç, doğru doz” denkleminden çok daha derin bir klinik değerlendirmeyi gerektirir.

Doğallık, güvenlik ve hasta güvenliği her zaman önceliğimizdir. Hormon tedavisi söz konusu olduğunda, bu prensip daha da anlam kazanır: Çünkü kimlik uyumunu desteklemek, aynı zamanda sağlığı korumak demektir.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin’in Kişiye Özel Yaklaşımı

Cinsiyet uyum sürecine gelen hastaları ilk karşıladığımda fark ettiğim en önemli şey şudur: Her biri, bu sürece farklı bir motivasyonla, farklı bir geçmişle ve farklı bir beden beklentisiyle geliyor. Standart bir protokol, bu çeşitliliği asla tam anlamıyla karşılayamaz. Bu yüzden kliniğimdeki hormon tedavisi yaklaşımını, üç temel eksen üzerine kuruyorum.

Birinci eksen: Kapsamlı tıbbi değerlendirme. Hormon tedavisine başlamadan önce her hastanın genel sağlık durumu, kronik hastalıkları, aile öyküsü, mevcut ilaç kullanımı ve hormon tedavisine özgü risk faktörleri ayrıntılı biçimde incelenir. Hormon rejiminin ilk adımını belirlemek, bu değerlendirmenin çıktısıdır; bir varsayıma değil, somut verilere dayanır. Kardiyovasküler profil, metabolik parametreler ve kemik sağlığı, başlangıç noktası olarak değil, uzun vadeli izleme çerçevesi olarak ele alınır.

İkinci eksen: Hastanın bireysel hedefleri ve beden algısı. “Ne bekliyorsunuz?” sorusu, konsültasyonun en kritik anlarından biridir. Hormon tedavisinden beklentiler; görünüm değişikliğine ilişkin öncelikler, cerrahi planlama ile ilişki, fertilite kararları ve psikolojik hazırlık açısından son derece farklılaşır. Kimi hasta, maskülin ses ve yüz hatları için hızlı testosteron yükseltmeyi hedeflerken, kemik yaşı ve kardiyovasküler risk gözetildiğinde daha temkinli bir protokol gerekebilir. Kimi MTF hasta, daha önce tromboembolik riski artıran bir geçmiş taşıyabilir; bu durumda transdermal östrojen ve doz titrasyonu birincil güvenlik parametresi hâline gelir.

Üçüncü eksen: Multidisipliner koordinasyon ve sürekli takip. Hormon tedavisi, konsültasyon odasında başlayıp kan tetkikiyle bitmez. Psikolojik destek, cinsiyet uyumuna ilişkin sosyal süreçler, güvenilir bir ruh sağlığı uzmanıyla paralel ilerleme ve gerektiğinde cerrahi branşlarla koordinasyon; tedavinin gerçek kalitesini belirler. Doğru zamanda doğru cerrahi seçeneğini değerlendirmek —ister mastektomi, ister vajinoplasti, ister yüz feminizasyonu olsun— hormon tedavisinin genel gidişatına ve kişinin anatomisine bağlı olarak şekillenir.

Sonuç olarak, kliniğimde her cinsiyet uyum sürecini, standart bir reçete kalıbına sığdırmaya çalışmak yerine; kişinin sağlık durumuna, anatomisine ve yaşam hedeflerine saygı duyan, şeffaf ve etik bir planlama anlayışıyla yürütüyorum. Sorularınız için konsültasyon randevusu alabilirsiniz; sürecin her adımında yanınızda olmaktan memnuniyet duyarım.

Tıbbi Bilgilendirme Notu

Bu içerik Doç. Dr. Burak Sercan Erçin tarafından klinik deneyim ve güncel tıbbi literatür doğrultusunda yazılmıştır. Genel bilgilendirme amacı taşımakta olup tıbbi tavsiye niteliği taşımaz. Bireysel değerlendirme için Dr. Erçin ile konsültasyon yapmanız önerilir.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin
Yazar & Uzman Cerrah Doç. Dr. Burak Sercan Erçin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi
Doçent Doktor EBOPRAS Board Certified 10+ Yıl Deneyim

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Doç. Dr. Erçin, uzmanlık eğitiminin ardından ABD'de Tampa General Hospital'da meme rekonstrüksiyonu ve İspanya'da Dr. Pedro Cavadas ekibinde ileri düzey rekonstrüktif mikrocerrahi eğitimi almıştır. 2018'de EBOPRAS sınavını başarıyla tamamlayan Erçin, akademik çalışmalarını Bahçeşehir Üniversitesi'nde sürdürmekte; İstanbul Bağdat Caddesi'ndeki kliniğinde yüz, meme ve vücut estetiği ile rekonstrüktif cerrahi alanlarında hizmet vermektedir.

500+Başarılı Op.
10+Yıl Deneyim
3Ulusl. Eğitim
Akademik & Klinik Geçmiş
2010Ege Üniversitesi Tıp FakültesiTıp Doktoru (MD)
2013 – 2014Tampa General Hospital — ABDMeme rekonstrüksiyonu ve yanık cerrahisi, Dr. Deniz Dayıcıoğlu
2016 – 2017Dr. Pedro Cavadas Kliniği — Valencia, İspanyaİleri düzey rekonstrüktif mikrocerrahi, klinik fellow
2017Plastik Cerrahi UzmanlığıEge Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ABD
2018EBOPRAS Yeterlilik DiplomasıEuropean Board of Plastic, Reconstructive and Aesthetic Surgery
2021 – GünümüzBahçeşehir ÜniversitesiPlastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ABD — Öğretim Üyesi
2021 – GünümüzBSE Klinik — İstanbul, Bağdat CaddesiÖzel Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Kliniği
Uzmanlık Alanları
Yüz Feminizasyonu (FFS) Yüz Maskülinizasyonu (FMS) Rinoplasti Meme Estetiği Preservé™ Tekniği Rekonstrüktif Mikrocerrahi Vücut Şekillendirme Meme Rekonstrüksiyonu Kraniyomaksillofasiyal Cerrahi Alt Ekstremite Rekonstrüksiyonu
Son Akademik Yayınlar
Alt Ekstremite Rekonstrüksiyonları — Serbest Flepler Türkiye Klinikleri · 2025 · Öksüz ÖY, Erçin BS.