Motiva Preservé™ Meme Büyütme Neden Öneriliyor?

Motiva Preservé™ Gögüs Estetiği

Meme büyütme cerrahisi, on yıllardır modern estetik prosedürler arasında yerini korumaktadır. Hastaların estetik hedeflerine ulaşmalarını sağlayan bu yolculukta, cerrahi teknikler de sürekli bir evrim geçirmiştir. Geleneksel yaklaşımlar, özellikle implantın pektoral (göğüs) kas altına yerleştirilmesi (submusküler plan), belirli avantajlar sunmuş olsa da, hastaları fizyolojik bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştır. Bu ikilem; estetik kazanç elde etmek uğruna, kas fonksiyonlarının bozulması, “animasyon deformitesi” olarak bilinen doğal olmayan implant hareketleri ve kas kesilmesine bağlı yoğun post-operatif ağrı gibi bedelleri kabullenmeyi gerektirebiliyordu.

Ancak, modern estetik anlayışı, artık sadece bir “değişim” değil, aynı zamanda vücudun doğal anatomisine ve fonksiyonlarına saygı duyan bir “iyileştirme” talep etmektedir. Hastalar artık daha bilinçli; doğal hissiyat, doğal hareket kabiliyeti ve minimum sosyal kesinti süresi sunan, yüksek güvenlik profiline sahip prosedürleri araştırmaktadır.

Preservé™ tekniği, adının da (İngilizce “korumak”) işaret ettiği gibi, meme büyütme cerrahisini bir doku koruma süreci olarak yeniden tanımlayan felsefi bir ilerlemedir. Temel prensibi, implant için bir cep oluştururken anatomik yapıların (kaslar, sinirler, bağ dokuları) içinden geçmek veya onlara travma yaşatmak yerine, etrafından dolaşmak ve mevcut anatomik planları nazikçe kullanmaktır.

Bu yaklaşım, cerrahiyi bir “değişim” işleminden, vücudun doğal yapısına saygı gösterilen bir “iyileştirme” sürecine dönüştürmektedir. Makale boyunca, Preservé™ tekniğinin neden sadece bir “seçenek” olmadığı; cerrahi hassasiyet, atravmatik (travmasız) teknoloji ve üstün klinik sonuçları birleştirerek neden Doç. Dr. Burak Sercan Erçin gibi uluslararası yetkinliğe (EBOPRAS) sahip uzmanların pratiğinde öncelikli olarak önerildiğini bilimsel temellerle analiz edeceğiz.

Preservé™ Tekniğinin Anatomik Tanımı: Subfasiyal Planın Geleneksel Yöntemlerden Farkı

Meme büyütme cerrahisinde implantın yerleştirildiği “cep” (pocket), operasyonun sonucunu doğrudan etkileyen en kritik karardır. Preservé™ tekniğinin üstünlüğünü anlamak için, öncelikle geleneksel planları ve onların limitlerini bilmek gerekir.

Geleneksel Plan 1: Subglandüler (Kas Üstü)

Bu yöntemde implant, meme bezi dokusunun (gland) hemen altına, ancak pektoral (göğüs) kasın üstüne yerleştirilir.

  • Avantajı: Pektoral kas kesilmez. Sonuç olarak, ameliyat sonrası ağrı belirgin şekilde daha azdır, iyileşme hızlıdır ve animasyon deformitesi (kas kasılmasıyla implantın hareket etmesi) görülmez.
  • Dezavantajı: Özellikle zayıf veya meme dokusu ince olan hastalarda, implantın kenarlarının dışarıdan fark edilmesi veya “rippling” (dalgalanma) olarak bilinen görünümün oluşma riski daha yüksektir. Bazı klinik çalışmalarda, bu planın daha yüksek kapsül kontraktürü oranları ile ilişkilendirilebileceği de belirtilmiştir.

Geleneksel Plan 2: Submusküler veya Dual Plane (Kas Altı)

Bu teknikte implant, pektoral kasın kısmen veya tamamen altına yerleştirilir. Yıllarca, özellikle zayıf hastalarda “altın standart” olarak kabul edilmiştir.

  • Avantajı: Kas, implanta doğal bir örtü sağlar. İmplant kenarlarını ve rippling riskini azaltır, daha pürüzsüz bir üst dekolte geçişi sunar.
  • Dezavantajı: Bu avantajın bedeli ağırdır. Cebin oluşturulması için pektoral kasın kesilmesi ve kaldırılması gerekir. Kasın kesilmesi, post-operatif dönemde yoğun ağrıya, daha uzun bir iyileşme sürecine ve kas spazmlarına yol açar. Daha da önemlisi, kalıcı bir fonksiyonel bozukluk yaratır: Kas kasıldığında (spor yaparken, bir şeyi iterken, hatta bazen gülerken), implantı doğal olmayan bir şekilde yukarı ve dışa doğru çekerek animasyon deformitesine neden olur.

Preservé™ Yaklaşımı: Subfasiyal Plan (Kas Üstü, Fasya Altı)

Preservé™ tekniği, bu iki geleneksel planın yarattığı ikilemi, anatomik olarak daha rafine bir düzlem kullanarak çözer. Bu yaklaşımda implant, pektoral kasın üstüne, ancak kası bir zar gibi saran “fasya” (fascia) adı verilen ince, güçlü ve dayanıklı bağ dokusu katmanının altına yerleştirilir.

Bu plan, geleneksel iki yöntemin avantajlarını birleştirirken, dezavantajlarını ortadan kaldıran “en iyi iki dünya” çözümünü sunar:

  1. Kas Altının Avantajı (Örtücülük): İmplant, doğrudan meme dokusunun altına (subglandüler) değil, fasyanın altına yerleştirilir. Fasya, kas kadar kalın olmasa da, zayıf hastalarda bile implant kenarlarını kamufle etmek ve “rippling” riskini (subglandüler plana kıyasla) minimize etmek için yeterli bir doğal örtü sağlar.
  2. Kas Üstünün Avantajı (Kas Koruması): Pektoral kas tamamen korunur ve ona hiçbir şekilde dokunulmaz. Sonuç olarak, kas altı planın en büyük dezavantajları olan şiddetli ağrı, uzun iyileşme süreci ve en önemlisi animasyon deformitesi tamamen ortadan kalkar.

Geçmişte subfasiyal planın potansiyeli bilinse de, implant teknolojisindeki ve cerrahi aletlerdeki yetersizlikler nedeniyle yaygınlaşamamıştı. Doç. Dr. Erçin’in de benimsediği modern cerrahi vizyonu, Preservé™ ile gelen yeni nesil implantlar ve atravmatik cerrahi aletlerin, artık bu prepektoral (subfasiyal) planı eski “altın standart” olan kas altı planından daha üstün bir seçenek haline getirdiğini kabul etmektedir.

Teknoloji Destekli Cerrahi: Preservé™ Nasıl “Atravmatik” (Travmasız) Olmayı Başarıyor?

Preservé™’nin devrim niteliğindeki başarısı, sadece implantın yerleştirildiği anatomik plandan ibaret değildir. Asıl yenilik, o plana nasıl ulaşıldığı ve cebin nasıl oluşturulduğudur. Geleneksel cerrahi, implant cebini oluşturmak için genellikle keskin cerrahi aletlere veya dokuyu travmatize eden koterizasyona dayanır. Preservé™ ise, patentli teknolojik aletler kullanarak dokuya minimum hasar veren (atravmatik) bir prosedür izler.

Bu süreç üç temel teknolojik adımdan oluşur:

1. Nazik Ayırma: Motiva® Channel Separator (Kanal Ayırıcı)

Operasyon, genellikle meme altı kıvrımından (inframammary fold) yapılan minimal bir kesi ile başlar. Geleneksel yöntemlerin aksine, cerrah dokuları keserek ilerlemez. Bunun yerine, Motiva® Channel Separator adı verilen, künt uçlu (keskin olmayan) özel bir alet kullanılır. Bu alet, dokuları kesmek yerine, mevcut anatomik planlar arasında nazikçe ayırarak ilerler ve implant cebine giden bir tünel oluşturur.

2. Atravmatik Cep Oluşturma: Motiva® Inflatable Balloon (Şişirilebilir Balon Disektör)

Oluşturulan bu tünele, steril ve şişirilebilir bir balon disektör yerleştirilir. Balon, kontrollü bir şekilde şişirilir. Balonun şişmesi, dokuları kesmek veya yırtmak yerine, radial (her yöne eşit) bir kuvvetle nazikçe genişleterek (elongating) implant için mükemmel ve anatomik olarak hassas bir “yuva” (nest) oluşturur.

Bu balon diseksiyon yönteminin sağladığı koruma muazzamdır. Keskin bir aletin aksine, balon mevcut anatomik planlar arasında ilerlerken, karşılaştığı önemli sinir veya kan damarı yapılarını kesmez; onları nazikçe iter ve korur. Sonuç olarak, meme ucu his kaybı veya kanama gibi geleneksel cerrahide görülebilen riskler minimize edilir. Aynı zamanda, memenin doğal iç destek yapısını oluşturan bağlar (ligamentler) korunur.

3. Kontaminasyonsuz Yerleştirme: “No-Touch” (Temassız) Tekniği

Preservé™ sistemi, implantın yerleştirilmesi aşamasında da güvenliği en üst düzeye çıkarır. Keller Funnel veya benzeri bir Insertion Sleeve (Yerleştirme Kılıfı) kullanılarak “No-Touch” (Temassız) teknik uygulanır.

Bu teknik, steril implantın cerrahın eldiveniyle veya hastanın cildiyle (kontaminasyonun ana kaynağı) asla temas etmemesini sağlar. Bu neden önemlidir? Meme büyütme sonrası en çok korkulan uzun vadeli komplikasyon olan kapsül kontraktürünün önde gelen tetikleyicilerinden birinin, implant yüzeyindeki (subklinik) bakteriyel biyofilm oluşumu olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu bakteriler, en sık olarak implantın yerleştirme sırasında cilde temasıyla bulaşır. “No-Touch” tekniği, bu kontaminasyon zincirini fiziksel olarak imkansız hale getirerek, bu riski temelden azaltır.

Özetle, Preservé™’nin başarısı iki farklı alandaki inovasyonun birleşimidir: Mekanik koruma (balon diseksiyonu ile daha az doku travması) ve Biyolojik koruma (No-Touch tekniği ile daha az bakteri kontaminasyonu).

Neden Preservé™? Klinik Olarak Kanıtlanmış 5 Temel Avantaj

Preservé™ tekniğinin anatomik ve teknolojik temelleri, hastalara doğrudan ve klinik olarak kanıtlanabilir faydalar olarak geri dönmektedir. Bu tekniğin neden giderek daha fazla uzman cerrah tarafından önerildiğini açıklayan beş temel avantajı şunlardır:

Avantaj 1: Sıfır Animasyon Deformitesi (Doğal Hareket)

“Animasyon deformitesi”, kas altı implant yerleştirilen hastalar için en belirgin estetik sorundur. Pektoral kasın kasılmasıyla implantın şekil değiştirmesi, “robotik” ve doğal olmayan bir görünüme yol açar. Preservé™ tekniğinde implant, kasın üzerinde (subfasiyal planda) konumlandığı için kas hareketlerinden tamamen bağımsızdır. Kas kasıldığında implant yerinde kalır, hareket etmez ve şekil değiştirmez. Bu, özellikle aktif, atletik ve sporcu hastalar için paha biçilmez bir avantajdır; onlara estetik bir görünümün yanı sıra tam fonksiyonel özgürlük sunar.

Avantaj 2: Daha Az Ağrı ve Hızlandırılmış İyileşme (Rapid Recovery)

Kas altı ameliyatlardaki post-operatif ağrının ve uzun iyileşme sürecinin ana kaynağı, pektoral kasın kesilmesi ve gerilmesidir. Preservé™’de kas bütünlüğü tamamen korunduğu için, bu şiddetli ağrı kaynağı ortadan kalkar. Ek olarak, atravmatik balon diseksiyonu, geleneksel keskin diseksiyona göre çok daha az doku hasarı, daha az kanama ve daha az inflamasyon yaratır.

Bu iki faktörün birleşimi (kasın korunması ve atravmatik cep oluşturma), post-operatif ağrı, şişlik ve spazmın belirgin ölçüde daha az olmasını sağlar. Hastalar, “Hızlandırılmış İyileşme” protokolü sayesinde, genellikle günler içinde masabaşı işlerine ve hafif günlük aktivitelerine dönebilirler.

Avantaj 3: Üstün ve “Anında” Doğal Estetik (Settling Süreci Yok)

Kas altı yöntemlerde, kasın implant üzerindeki ilk baskısı nedeniyle, implantın başlangıçta “yüksekte durduğu” (high-riding) ve memenin doğal şeklini almasının haftalar, hatta aylar süren bir “yerleşme” (settling) süreci gerektiği bilinir. Preservé™ (Subfasiyal) teknikte ise, implant kas baskısı olmaksızın, doğrudan olması gereken anatomik pozisyona yerleştirilir. Sonuç anında görülür; “yüksekte durma” veya “yerleşme” süreci gibi bekleyişler yaşanmaz.

Avantaj 4: Fonksiyonel Koruma (His Kaybı ve Emzirme)

Atravmatik balon diseksiyonu, dokuları kesmek yerine nazikçe iterek ayırdığı için, meme dokusundaki sinir yollarına ve kan damarlarına saygı gösterir. Geleneksel keskin cerrahiye kıyasla, meme ucu his kaybı riskinin minimize edilmesi beklenir. Aynı şekilde, implantın süt bezleri ve kanalları üzerindeki baskısı, diğer planlara kıyasla daha az olduğundan, emzirme fonksiyonunun korunmasına katkı sağladığı düşünülmektedir.

Avantaj 5: Düşük Uzun Vadeli Komplikasyon Oranları (Bilimsel Verilerle)

Estetik cerrahide başarı, sadece ilk günkü sonuçla değil, uzun vadeli güvenlikle ölçülür. En önemli uzun vadeli komplikasyon, vücudun implanta verdiği aşırı tepki olan ve memede sertleşme, şekil bozukluğu ve ağrıya yol açan “Kapsül Kontraktürü”dür.

Subfasiyal planın (Preservé™’nin temeli) komplikasyon oranlarını inceleyen uluslararası sistematik derlemeler ve meta-analizler, bu yaklaşımın güvenilirliğini kanıtlamaktadır. Bu bilimsel çalışmalar, subfasiyal planın, özellikle subglandüler plana kıyasla, kapsül kontraktürü, hematom (kan birikmesi) ve rippling (dalgalanma) oranlarını istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşürdüğünü göstermektedir. Kapsül kontraktürü oranlarının %1 gibi (tarihsel oranlara kıyasla) son derece düşük seviyelerde olduğu bildirilmiştir.

Bu düşük komplikasyon oranı tesadüfi değildir. Minimal mekanik travma (balon sayesinde) ve minimal biyolojik kontaminasyonun (No-Touch tekniği sayesinde) birleşik sonucudur. Vücudun implanta aşırı tepki vermesi (kapsül kontraktürü) için daha az neden yaratılmış olur.

Sistemin Tamamlayıcısı: Yeni Nesil İmplantların Rolü

Preservé™’nin başarısı, sadece bir cerrahi teknik değil, aynı zamanda bu teknikle mükemmel bir sinerji içinde çalışan özel implant teknolojisinin de bir sonucudur. Preservé™ sistemi, spesifik olarak Motiva® SmoothSilk® Ergonomix® implantları ile kullanılmak üzere tasarlanmıştır.

Bu implantların özellikleri, subfasiyal tekniğin başarısını doğrudan destekler:

  1. Doğal Hareket ve His (Ergonomix): Ergonomix implantlar, hastanın pozisyonuna göre dinamik olarak şekil değiştirir. Hasta ayakta dururken anatomik (damla) bir şekil alarak doğal meme sarkıklığını taklit eder; hasta yattığında ise yuvarlak bir şekle dönerek memenin doğal hareketini kopyalar. Bu dinamik yapı, subfasiyal plandaki doğal yerleşimle birleştiğinde, “yapay” veya “sabitlenmiş” görünümü tamamen engeller.
  2. Biyouyumluluk (SmoothSilk® Yüzey): Bu implantlar, vücutta düşük inflamatuar (iltihabi) yanıt oluşturmak üzere tasarlanmış özel bir pürüzsüz ipek (SmoothSilk®) yüzeye sahiptir. Bu özellik, vücudun implanta karşı aşırı bir kapsül dokusu oluşturma riskini (kapsül kontraktürü) daha da azaltarak, tekniğin kendi düşük komplikasyon oranlarını biyolojik olarak destekler.
  3. Yerleştirilebilirlik: İmplantın özel jel-kabuk yapısı, “No-Touch” kılıfı veya Keller Funnel aracılığıyla çok küçük kesilerden bile güvenle ve travmasız bir şekilde yerleştirilmesine olanak tanır.

Bu sinerji, sistemin temelini oluşturur: Preservé™ tekniği (balon ve No-Touch), implant için travmasız ve kontaminasyonsuz bir yuva oluşturur. Ergonomix implant ise, o yuvayı biyouyumlu ve dinamik (hareketli) bir dolgu ile tamamlar.

Preservé™ Meme Büyütme İçin İdeal Aday Profili Kimdir?

Bu gelişmiş teknik, geniş bir hasta profiline hitap etmekle birlikte, özellikle bazı gruplar için birinci tercih haline gelmiştir:

  • Aktif Bireyler ve Sporcular: Animasyon deformitesinden kesinlikle kaçınmak isteyenler için Preservé™ tekniği tartışmasız en ideal seçenektir. Pektoral kas gücünü ve fonksiyonunu korumak isteyen vücut geliştiriciler, fitness profesyonelleri, yüzücüler veya yogiler için mükemmeldir.
  • Hızlı İyileşme Beklentisi Olanlar: Kası koruyan doğası sayesinde, iş ve sosyal hayata hızla dönmek isteyen yoğun tempolu profesyoneller veya küçük çocuk anneleri için üstün bir konfor sunar.
  • İnce Dokuya Sahip Zayıf Hastalar: Geleneksel kas üstü yöntemde rippling riski taşıyan zayıf hastalar, subfasiyal planda fasyanın sağladığı ekstra doğal örtücülükten faydalanır.
  • Doğallığı Önceliklendirenler: “Yapılmamış” gibi duran, vücutla birlikte doğal hareket eden, “yapay” dekolte görünümünden uzak ve “yerleşme” süreci gerektirmeyen anında doğal sonuçlar arayan hastalar için idealdir.
  • Revizyon Hastaları: Daha önce kas altı implant yerleştirilmiş ve şu anda animasyon deformitesi yaşayan veya implant yer değiştirmesi sorunu olan hastalarda, hasarlı kas cebinden çıkıp yeni ve sağlıklı bir subfasiyal cebe geçmek için sıklıkla kullanılmaktadır.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin’in Uzmanlığı ile Güvenli ve Modern Estetik

Preservé™ Meme Büyütme, geçici bir “trend” değil; doku mühendisliği, implant teknolojisi ve anatomik anlayıştaki bir evrimin cerrahiye yansımasıdır. Bu teknik, meme büyütme cerrahisindeki temel çelişkileri çözmüştür: Kası kesmeden ve fonksiyonu bozmadan doğal örtücülük sağlar, daha az travma ile daha hızlı iyileşme sunar ve teknolojik destek (No-Touch) sayesinde daha düşük uzun vadeli komplikasyon oranlarını hedefler.

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin’in bu tekniği “birinci tercih” olarak benimsemesi, onun etik, hasta güvenliği, inovasyon ve kanıta dayalı en güncel yöntemleri uygulama konusundaki kararlılığını yansıtmaktadır. Aile bireylerine dahi güvenle uygulayacağını belirttiği bir metodoloji, bu tekniğin klinik güvenilirliğinin ve hedeflenen üstün sonuçların en net göstergesidir.

Vücudunuzun doğal yapısına saygı duyan, uzun vadeli, güvenli ve estetik açıdan tatmin edici sonuçlar arayışınızda, Preservé™ tekniğinin sizin için uygunluğunu değerlendirmek üzere bir konsültasyon planlamak, bu modern yaklaşımı anlamanın ilk adımıdır.

Kaynakça

Preservé™ tekniğinin temelini oluşturan subfasiyal planın ve ilgili teknolojilerin güvenliğini, etkinliğini ve komplikasyon oranlarını analiz eden, bu makalenin hazırlanmasında kullanılan başlıca uluslararası bilimsel yayınlardan bazıları:

  • Gould, D. J., Shauly, O., Ohanissian, L., Sisk, G., & Mofid, M. M. (2020). Subfascial Breast Augmentation: A Systematic Review and Meta-Analysis of Capsular Contracture. Aesthetic Surgery Journal Open Forum, 2(1).
  • Graf, R. M., Bernardes, A., Rippel, R., Araujo, L. R., & Damasio, R. C. (2008). Subfascial Breast Augmentation. Aesthetic Plastic Surgery, 32(3), 438-443.
  • Gould, D., et al. (2024). Subfascial versus Subglandular Planes in Breast Augmentation: A Systematic Review and Meta-Analysis. Aesthetic Surgery Journal.
  • Plasen, S. (2018). Subfascial endoscopic transaxillary breast augmentation: long-term evaluation of 3,004 patients over a 10-year period. Journal of Cosmetic Medicine, 2(2), 79-85.
  • Montemurro, P., & Hedén, P. (2020). Subfascial Breast Augmentation: A Single-Center Experience in 111 Trans Women. Indian Journal of Plastic Surgery, 53(01), 51-58.
  • Huang, C. Y., Huang, C. H., Wu, C. W., Wu, I. C., & Lee, S. S. (2024). Transaxillary Subfascial Breast Augmentation: A 15-Year Follow-up. Plastic and Reconstructive Surgery.
  • Lee, M. K., et al. (2023). A Comprehensive Outcome Review of Subfascial Breast Augmentation over a 10-Year Period. Plastic and Reconstructive Surgery – Global Open.
  • Adams Jr, W. P., & Mallucci, P. (2012). Breast augmentation. Plastic and Reconstructive Surgery, 130(4), 597e-611e.
  • Nava, M. B., et al. (2019). International multidisciplinary expert panel consensus on breast reconstruction and radiotherapy. British Journal of Surgery, 106(10), 1327-1340.
  • Calobrace, M. B., et al. (2020). The Keller Funnel in Breast Augmentation and Reconstruction: A Systematic Review of Advantages and Disadvantages. Plastic and Reconstructive Surgery – Global Open, 8(11).
Avatar fotoğrafı

Doç. Dr. Burak Sercan Erçin, 1986 yılında İzmir'de doğmuş, plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi alanında uzmanlaşmış bir cerrahtır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Erçin, 10 yılı aşkın süredir bu alanda çalışmaktadır. Pendik Medical Park'ta görev yaparken, Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim üyeliği de yapmaktadır. Özellikle yüz ve vücut rekonstrüksiyonu konularında uzmanlaşmış olup, uluslararası hastalarla da çalışmaktadır. Şu an İstanbul, Bağdat Caddesi'nde son teknoloji modern kliniğinde hastalarına sağlık çözümleri sunmaktadır.